Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Temmuz 2013 Salı

PEYGAMBERİMİZE İTAAT

PEYGAMBERİMİZE İTAAT

Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Size neyi yasaklamışsam ondan kesinlikle uzak durun, size neyi emretmişsem onu da gücünüz yettiği kadar yapmaya çalışınız. Şüphe yok ki, sizden öncekileri helak eden şey çokça soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleridir.” (Buhari, İ’tisam, 2; Müslim, Fedail, 130)
Bu hadis-i şerif İslam’ın temel kurallarındandır. İslam dininde iman esasları vardır ve bu altı esastır. Bunlardan birisi de “Peygamberlere İman”dır. Peygamberlere iman peygamber olduğunu iddia eden kişinin Allah ile konuştuğuna ve her söylediğinin doğru olduğuna inanmaktır. İnsanlara Allah’ın mesajlarını ileten ve bu mesajların nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiğini öğreten peygamberdir. Bu bakımdan insanların ve inananların Allah’a itaat etmesi peygambere itaat etmesi, dediklerine itiraz etmemesi, yaptıklarının doğru olduğunu kabul etmesi demektir. Allah buyruklarını ve mesajlarını peygamberler aracılığı ile insanlara bildirmiştir. Peygamber “Bu Allah’ın kelamıdır” diye insanlara haber verdiği şeylere itiraz etmek imansızlık ve Allah’a inanmamaktır. Müşriklerin ve kâfirlerin yaptığı da budur. Yoksa Mekke müşrikleri de, Hıristiyan ve Yahudiler de Allah’a inanmaktadırlar. Ancak Hz. Muhammed’in (sav) sözlerine inanmamaktadırlar. Mü’minler de peygamberin sözlerine inanarak onun ağzından çıkan sözleri tasdik etmektedirler. Peygamber “Bu Allah’ın kelamıdır ve Kur’andandır” dediklerini “Allah’ın kelamı” olarak, “Bu benim sözüm ve sünnetimdir” dediklerini de “Sünnet” olarak kabul edip iman etmektedirler. Gerçekte iman budur. Bunu kabul etmeyen peygambere ve o peygamberi gönderen Allah’a inanmamış olur.
Yukarıda izah ettiğimiz gibi anlaşılmaktadır ki “Allah’a itaat, peygambere itaattir.” Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiştir” (Nisa, 4:80) “Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse altından ırmaklar akan cennete girer” (Nisa, 4:13) “Kim peygambere itaat ederse o kimse Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler ile beraberdir. Onlar ne iyi arkadaştırlar” (Nisa, 4:69) buyurarak bunu çok net ve açık bir şekilde ifade etmiştir. “Allah’a ve resulüne itaati emreden” yüzlerce ayet vardır. Bu ayetlerde emredilen “Allah’a itaatin” Kur’ân-ı Kerim’in emirlerine uymak olduğu açıktır; peygambere itaat emri ne anlama gelmektedir? Elbette peygamberin emirlerine ve sünnetine uymak anlamı taşımaktadır.
Hıristiyanlarda peygamber inancı olmadığı için peygambere itaat ve sünnet kültürü de yoktur. Onlara göre Hz. İsa (as) bir peygamber değil, Allah’ın oğludur ve Allah’ın yetkilerini kullanmaktadır. İncil Hz. İsa’nın sözüdür ve genellikle “Ben size diyorum ki!” diye başlar. Bu sebeple Hıristiyanların İncil inancı “Kitaplara İman” hususunu yansıtmaz. Peygamberimizin (sav) sözleri gibidir ve Müslümanların Sünneti ve Hadisleri topladıkları gibi Hz. İsa’dan 80 veya 100 yıl sonra ağızdan ağza dolaşan Hz. İsa’ya ait sözler toplanarak İnciller yazılmıştır. Buhari ve Müslim, Ebu Davud ve İbn-i M’ace’nin “Sahih ve Sünenleri gibi Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın İncilleri denilmiştir. Bu sebeple Hıristiyanlarda Peygambere iman ve Sünnet kültürü yoktur.
Gerçekte ise biz Allah’ı görmediğimiz ve mesajını bizzat almadığımız için peygambere itaat ile Allah’a itaat etmiş oluruz. Aksi takdirde Hıristiyan ruhanilerinin İncil’i istedikleri gibi yorumladıkları ve inananların da peygamber yerine İncil yorumcularına ve ruhani reislere uydukları gibi bir duruma düşeriz ve çok farklı anlayışlar ortaya çıkar. Bu durumda iman esaslarını teke indirip, ibadetleri kaldırarak halkı kiliseye bağlamak durumunda kalan Hıristiyanların durumuna düşeriz. O zaman da ortada din diye bir müessese kalmaz.
Yukarıda izah ettiğimiz sebepler yüzünden peygamberimizin (sav) “Size neyi yasaklamışsam ondan kesinlikle uzak durun, size neyi emretmişsem onu da gücünüz yettiği kadar yapmaya çalışınız” hadisinin dinimizde çok önemli bir yeri vardır. Dini ortadan kaldıran ve geçmiş ümmetleri helak eden hususların başında “peygamberlerine çokça soru sormaları ve muhalefet etmeleri” vardır. Çünkü peygamberin bir emrine soru ile karşılık vermek itiraz anlamı taşır ve uygulamada isteksizliği ifade eder. Peygambere muhalefet de, emrine karşı çıkmak ve nefsine uymak demektir. Bu da dini ortadan kaldırır ve Allah’ın emrini uygulamada Allah’ın rızasını değil, kendi heva ve hevesini esas aldığını gösterir.
Peygamberin emri emir” veya “nehiy” yani; ya “yapın” veya “yapmayın” şeklindedir. Emre itaat güç ve imkân nispetindedir; ancak yasaklarından kaçmak ise herkesin yapabileceği bir husustur. Bu sebeple peygamberin yasaklarını kesinlikle itaat edilmeli, emirleri ise güç ve imkân nispetinde yapılmalıdır. Yani zekât ve hac emri güç ve imkân isterken, içki içmeme ve zinadan sakınma güç ve imkân istemeyen bir husustur ve her inananın bunlardan kaçınması zaruridir. Hadis bunu ifade etmektedir.
Bir diğer husus da “peygambere çok soru sormama” ile ilgilidir. Burada soru sormamaktan amaç dini öğrenmek için değil, emri uygulama ile ilgili olmalıdır. Zira dini öğrenme hususunda soru sormayı peygamberimiz (sav) pek çok hadislerinde teşvik etmiştir. Verilen bir emri kabul ederek hemen uygulamak gerekirken sorular sorarak isteksizlik göstermek ve itiraz etmek elbette istenmeyen bir durumdur. Nitekim Ebu Hureyre (ra) tarafından rivayet edilen bir hadiste bunu görmekteyiz. Peygamberimiz (sav) bir gün hutbe irad ederek “Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, siz de haccediniz” buyurdu. El-Akra’ b. Habis adında bir sahabe sordu “Ey Allah’ın resulü her sene mi haccedeceğiz?” Peygamberimiz (sav) bu soruya cevap vermeyerek sustu. Adam soruyu üç defa tekrar etti. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) mecbur kalarak şöyle cevap verdi: “Ey kişi! Şayet ‘Evet!’ diyecek olsam bu size vacip olurdu ve buna sizler güç yetiremezdiniz. Benim size bıraktığım hususlarda siz de beni bırakınız. Sizden öncekiler peygamberlerine çok soru sormaları ve emrine muhalefet etmeleri yüzünden mahvoldular. Öyle ise sizlere neyi yasaklamışsam ondan kesinlikle kaçınız. Size neyi emretmişsem onu da gücünüz nispetinde yapmaya çalışınız” (Müslim, Hac, 412; İbn-i Mâce, Menâsik, 2) buyurdu.
 Peygamberin emirleri iki türlüdür: Birincisi Vücup ve bağlayıcılık ifade eden emirler. Bunlar vacip ve sünnet olan hususlardır. Şeriat imamları tarafından tespit edilerek ibadetler içinde yerli yerine konmuştur. İkincisi ise mendup ifade eden hususlardır ki yine şeriat âlimleri tarafından adablar içinde gösterilmiştir. Birinci kısma itaat vaciptir, ikincinse imkân nispetinde itaat etmek adetleri ibadete çevirir ve çok büyük bir fazilettir. Ancak itaat mecburiyeti yoktur. Edebe riayet etmeyen Allah’ın rahmetinden mahrum kalır ve sünnetin nurundan istifade edemez.
Peygamberin yasakları da ikiye ayrılır. Birincisi haramlık ifade eden yasaklarıdır. İçki, zina, gıybet ve tesettüre uymamak gibi hususlardır. Bunları yapmak büyük günahtır ve cezayı gerektirir. Bunlardan sakınmak ibadettir. İkincisi ise mekruhluk bildiren yasaklarıdır. Bu gibi yasaklardan kaçınmak sevap ve fazilettir, bunları yapmak ise cezayı gerektirmemekle beraber ahlak ve faziletten istifade etmemek ve manen çok büyük mahrumiyetlere duçar olmaktır. Mekruhlar günah sayılmamakla beraber kınamayı ve ayıplanmayı gerektirir ve sünnetin faziletinden insanı mahrum bırakır.
Hadis-i şerifte “Emirlerimden gücünüz yettiğini yapınız” buyrulmuştur. Bunun anlamı yapmaya çalışınız demektir. Zorluk kolaylığı celbeder. Önce yapılması zor gelen bir şey yaptıkça kolaylaşır. Bununla beraber ilk olarak yapılması gereken şey haramlardan kaçmaktır. Çünkü, “Def-i şer celb-i nef’a racihdir.” “Mefsedetlerin defi menfaatlerin celbinden evladır.” Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun” (Teğabün, 64:16) buyrulmaktadır. Burada gücünüzün yettiği kadar demek mükellef olduğunuz kadar demektir. Zira “Allah gücünüzün yetmediği şey ile mükellef tutmamıştır.” (Bakara, 2:286)
Peygamberimiz (sav) hadis-i şerifin devamında “Sizden öncekileri helak eden şey çokça soru sormaları ve peygambere muhalefet etmeleridir” buyurmaktadır. Soru sormak dini öğrenmek için olursa güzeldir ve hadislerle bu teşvik edilmiştir; ancak verilen bir emri ve tavsiye edilen bir hususu yapmamak ve savsaklamak için olursa tehlikelidir. Böyle bir durumda mükellefiyet daha da ağırlaşabilir. Nitekim Hz. Musa (as) “Allah sizlere bir inek boğazlamanızı emretmektedir” diyince Benî İsrail itiraz ettiler ve “Bizimle eğleniyor musunuz?” dediler. Hz.Musa (as) “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi. Bunun üzerine dediler “Rengi nasıl olacak? Bu bize müteşabih bir şey gibi geldi; ne demek istedi? Nasıl bir inek kesmemizi istiyor? Nerede otlamış olmalı, yaşı ve durumu ne olmalı?” (Bakara, 2:67-71) gibi soruları tekrar ettiler. Amaçları bu emri olabildiğince savsaklamaktı. Bunun için yüce Allah onların işlerini zorlaştırdı. “Az kalsın bu emri ifa etmeyeceklerdi...” (Bakara, 2:71) buyurdu. Hadiste kastedilen çokça soru sormak bu ve benzeri hususları kapsamaktadır.
Peygamberimiz (sav) bir başka hadis-i şeriflerinde “Müslümanlar arasında günahı en büyük olan kişi, haram kılınmadık bir şey konusunda çokça soru sorarak o şeyin haram kılınmasına sebep olan kimsedir” (Müslim, Fedail, 133) buyurarak bu hususa açıklık getirmiştir. İmam Nevevi bu durumun Resulullah’ın zamanına has bir durum olduğunu belirtir. Zira artık din tamamlanmış ve şeriat tamamıyla ortaya çıkmıştır. Haram ve helaller belli olmuştur.
Yasaklanan bir diğer husus da gereksiz ve lüzumsuz soru sorulmasıdır. Bir gün peygamberimiz (sav) “Bana istediğinizi sorun” buyurdular. Bazıları da “Benim babam kimdir?” gibi sorular sordular. Peygamberimiz (sav) bu duruma kızdı. (Müslim, Fedâil, 138) bunun üzerine yüce Allah “Ey İman edenler! Açıklandığı zaman üzüleceğiniz bir kısım şeyleri sormayın” (Mâide, 5:101) buyurdu.
İslam bilginleri bu hadisten avamın anlaması gereken şeyin her mü’minin emredileni yapması ve yasaklanan şeylerden kaçması hususudur. Gereksiz ve lüzumsuz şeylerle, kendisini ilgilendirmeyen şeylerden kaçınmasıdır. Dinde ilim öğrenmek amel etmek içindir. Öğünmek ve mücadele etmek için ilim öğrenmek caiz değildir. (İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, 17:23-24)
Peygambere muhalefet etmek dine karşı çıkmak anlamına gelir. Dinin ve şeriatın sahibi peygamberdir. Dinin iki kaynağı vardır: Birincisi Allah’ın kelâmı olan Kur’ân-ı Kerim, ikincisi Kur’ân-ı Kerimin açıklaması ve uygulaması olan peygamberin sünnetidir. Kaldı ki Allah kelâmı Kur’ân-ı Kerim peygamber lisanı ile bize mütevatiren gelmiştir. Bu durumda peygambere muhalefet doğrudan Allah’a ve dine muhalefet anlamına gelmektedir. Bu sebeple yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Peygamberin davet ve emrini birbirinize verdiğiniz emir ve çağrılara benzetmeyin. Peygamberin emrine muhalefet edenler kendilerine bir mihnet ve azabın gelip çatmasından korksunlar” (Nur, 24:63) buyurarak tehdit etmiştir.
                                               PEYGAMBERİMİZ(SAV) İTAAT FARZDIR
“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki, size merhamet edilsin.” (Al–i İmran Suresi:132) “Kim Peygambere itaat ederse muhakkak Allah’a itaat etmiştir.” (Nisa Suresi:80)
 Peygamberimize (sav) itaatin farz olduğunu bildiren bazı ayet–i kerimeler mealen şöyledir: ”Kendilerini iyilikle emir ve münkerden nehy eyler, iyi şeyleri onlara helal, fena şeyleri haram kılar.” (El– A’ raf Suresi:156)
“Peygamber’in size verdiğini alın, sizi kendisinden nehy ettiği şeyden de sakının.” (Haşr Suresi:7)
“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki, size merhamet edilsin.” (Al–i İmran Suresi:132)
“Kim Peygambere itaat ederse muhakkak Allah’a itaat etmiştir.” (Nisa Suresi:80)
“Ey iman edenler, size hayat verecek şeye sizi davet ettiklerinde, Allah ve Rasulü’ne icabet edin.” (El–Enfal Suresi:24)
“De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin.” (Al–i İmran Suresi:31)
“Peygamberin emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitne veyahut elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.” (Nur Suresi:64)
 “ De ki, Allah’a ve Rasulü’ne itaat ediniz. Eğer yüz çevirirseniz kafir olursunuz.” (Al–i İmran Suresi:32)
“Allah ve Rasulü bir işe hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkekle, mü’min bir kadın için, kendi işlerinde muhayyerlik hakları yoktur.” (Ahzap Suresi:36)
“Sizin için Allah Rasulü en güzel örnektir.” (Ahzap Suresi:21)
Rasül– Ekrem (s.a.v.)’e itaatin farz olduğunu bildiren daha birçok ayet–i kerime vardır. Konu ile ilgili Hadis–i Şerifler şunlardır:
“Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah’a isyan etmiştir.” (Kütüb–i Sitte, c/16, sh:482)
“Haberiniz olsun “ bana Kitap (Kur’an) ve onun kadar başkası (Sünnet) verilmiştir. Haberiniz olsun, koltuğuna kurulmuş karnı tok birilerinin şöyle diyeceği gün yakındır: “Size Kur’an yeter, helal nevinden onda ne varsa onları helal bilin, haram nevinden onda ne varsa onları da haram kabul edin.” Böyle diyenden sakının…” (Kütüb–i Sitte, c/16, sh:359)
Peygambere itaat farzdır
“Dikkat edin bir adama benden bir hadis ulaşır, o da koltuğuna dayanmış şekilde : “Sizinle bizim aramızda Allah’ın kitabı vardır. Onda neyi helal kıldığını görürsek, onu helal sayarız.” diye söyler mi? Şunu bilin ki, Allah Resulü’nün haram kıldığı da, Allah’ın haram kıldığıdır.” (Kütüb–i Sitte, c/16, sh:393)
“Size iki şey bıraktım, onlara sımsıkı tutundukça asla yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın Kitabı (Kur’an), ve Peygamber’in Sünneti” (El–Esas Fi’s Sünne)
İmam Evzai (rh.a.) diyor ki : “Sünnet, Kur’an’ın açıklaması olarak gelmiştir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder